05.09.2010 ya da bok vardı açıköğretime yazıldım.

Üniversitede 2.sınıfın sonunda hala kariyer planı yapamamışken (şimdi çok yaptım ama) dedim ki bi de işletme diplomam olsun belki babam falan tanıdıktı bi şeydi bankaya sokar bişi olur. (Babam kim mi? Tabii ki rahmi koç.) Sonuçta yazıldım işte açıköğretime.

İlk sene 7 dersin 3’ünden bütünlemeye kaldım. İkisini verdim. Tek dersim kaldı, iktisada giriş. Bence sınavlara hiç çalışmadan girdiğim düşünülürse çok başarılı bi performans. İkinci sene derslerinin yine üçünden ve iktisada girişten kaldım. Şimdi sınıfı geçebilmem için 2. sene derslerinin birinden ve iktisada girişten geçmem gerekiyo. Biraz kafanız karışmış olabilir ama hiç anlamasanız da olur çünkü anlatacağım şeylerle hiç alakası yok. Sonuç olarak geçen haftasonu cmt ve pazar sınava girmem gerekti.

Pazar günü (dün) sabahtan ümraniyede iktisada giriş, öğleden sonra da üsküdarda iktisat teorisinden sınava girdim. (İyi de iktisada girememiş insan teorisini nası yapsın di mi? Yapamadım zaten.) Neyse burada düşmem gereken not şu: 2 yıldır açıköğretim ve ÜDS, KPDS, FKL, CDĞ vb. gibi sınavlar yüzünden beni sürekli Acıbadem’deki sıcak yatağımdan kaldırıp Ümraniye’ye gönderiyolar. Öncelikle bok mu var? Sonralıkla hayatımda en nefret ettiğim semt ümraniye. (Noktayı koydum çok kesin gibi ama Edirnekapı, Topkapı ve Zeytinburnu da çok rahat ilk sırayı zorlar.)

Önceki gün sınav olacağım okula nası gideceğime en iyi dostum iett-oraya nasıl giderim servisinden baktım. Sabah 7de kalktım -bokbokkakabok-. Otobüse bindim, ayakta kaldım. 30 durak gideceğim düşünülürse (kesinlikle mübalağa değil, tam 30 durak!) bu durum bana çok koydu. Yine de ayakta kitap okumaya başladım. Ama amca saatte 784 km hızla gittiği için sarsıldım ve kitabı çantama koydum. Ümraniye’de toplam 4375937 tane meslek lisesi var. Hepsinin de isimleri birbirine benziyo. Şöför yaklaşık 10 kişiyi yanlış okulda indirdi mesela. Ama ben ağzımı açıp “Pardon burası yanlış daha 12 durağınız var.” demedim. Milletin arkasından bağıramadım, bi de şöförden dayak yemekten korktum. (Sonuçta adam sen mi bilicen ben mi, tarrağım dese ne dicem ki?) Neyse bi miktar daha açıköğretimli kaldı otobüste. Sonra benim durağımdan 4 durak önce herif bunları da indirdi. Ulan bi ben kaldım, bi yaşlıca bi teyze, bi tane de en önde oturan tekinsiz bi herif. Herif bana bakıp duruyo bu niye inmedi lan diye. Israrla inmedim, kendi durağımı bekledim. Sonunda canım durağıma geldik. Geldik de, bi indim ses yok. Çıt yok. Böyle gecekonduların arasında, ses yok, insan yok. Her kaybolduğumda ya da kaybolayazdığımda yaptığım bi esnaf amcaya sorma eylemini de gerçekleştiremedim çünkü sabahın 8 buçuğunda mahalle bakkalı da açılmamıştı. Sonra girmem gereken sokağa döndüğümde 2 insan gördüm ellerinde giriş belgesi tutmuş mal mal yürüyolardı, onların peşine takıldım. Sonra okulu gördüm. Gördüğüm anda da bi horoz öttü. 2010 istanbulunda lisenin yanında horoz öttü. Öyle lise mi olur lan?

Sınavım saçma bi şekilde iyi geçti. Nerden biliyorum bilmiyorum ama yaptıklarımın en az yarısının doğruluğundan emindim. Böyle içgüdü heralde, en temelinden. Sonra çıktım ama koşarak çıktım. Çünkü kadıköy otobüsünü kaçırmam halinde bi saat orda beklemem gerekecekti. (Saatte bi tane otobüs geçiyo ne biçim yer ya?) Neyse allahtan kaçırmadım onu da. Sonra evime yakın bi yerde indim. İndim de saate bi baktım daha çok erken, annem sınavdan daha çıkmamıştır dedim. (Annem de felsefe okuyo 2 dersten kırık getirdi haylaz.) Ha bu beni neden bağlıyo? Anahtarım yok. (Taşınalı 3 ay oldu hala tek anahtarımız var…) Ben de gittim kapitole dolandım etrafta, hatta madem bu saat oldu burdayım sınav saatini de burda bekliym dedim annem de oraya geldi. Gezindik. Sonra ikinci sınavımı olmak üzere bi otobüse daha bindim. Yolda da sevgilimi aradım tam ineceğim durak nerdeymiş inince hangi sokağa giricem diye. Kendisini böylesi zorlu ve acı verici bi görevle karşı karşıya bıraktığım için bi ağız dolusu öfledi pöfledi tabii. Sonra indim. Yağmur başladı. 

Bu seferki okul çok güzeldi, içerde bayağı bi yeşillik, ağaç vardı. Yağmur başlayınca da sümüklü böcekler ayaklanmışlar. (Tabii lafın gelişi yoksa ayak çıkarıp usul usul yürümeye başlamamışlardı.) Annemle ben sümüklüböcekleri çok severiz, hatta evde beslemişliğimiz de var. Sonra bi gün bi kalktık yerinde yok. Ulan nereye gider hayvan diye çok bakındık ama yoktu yahu. O kadar da yavaş değiller demek ki.

30 soruluk sınav benim için 30 kere oo piti piti yapmak demekti. Neyse sınavdan sonra yine yağmur, yine otobüs, yine hayata küstürücü trafik. Bi de inanmayacaksınız ama ayakkabım ayağımı vurdu. Peki ben topuklu stilettoyla mı geziyorum? Hayır normal insan spor ayakkabısı giymiştim ve ayağımı vurdu. Eve geldim saatlerce sızladı sağ ayağım. Neyse bi de günün son bombası olarak şu oldu: Minibüse bindim (dünkü vasıta sayım 6) bi elimde şemsiye öbür elimde hem para hem de düşmemek için tuttuğum boruyla parayı uzatmak için minibüsün yavaşladığı kritik anı bekliyorum, önümde annesinin kucağında oturan 1 yaşındaki çocuk deli kuvvetiyle elimi tuttu. Ama kemik kırılır yani o derece. Ulan 50 cm boyun var nasıl o kadar kuvvetlisin? Annesi şşşşt yavrum falan diyo, aman çok sevimli çocuğun. Sonra hemen indiler de allahtan yerlerine oturdum. Öndeki kızın da saçını çekmiş bütün yol, karı inerken kusura bakmayın çok rahatsız ettik diyo. O lanet çocuk benim saçımı çekse ölürdüm. Direk koparır çünkü hayvan.

Bu da böyle bi gündü. Yazıyı sonuna kadar okuduysanız teşekkür ederim. Heyecanlı bi şeyleri hak ettiniz. O yüzden random bi şekilde ayıp laf söylicem belki hoşunuza gider: bok, pipi, pezevenk, gavat, kuku.